Duvar


Bir masal yazdım. Komik değil ama olsun artık burası da komiklik yeri olmaktan çıktı zaten.



İki şehrin birbiriyle hiç anlaşamayan iki cini varmış. Bunlar sürekli şehirlerinin padişahları ile anlaşıp diğer şehri zor durumda bırakacak işler çevirirlermiş. Şehirlerin sularına zehir katarlar, tarlalara dev karga sürüleri musallat ederler ya da büyük beylerin genç eşlerini baştan çıkarırlarmış. şehirlerin halkları bu bitmek bilmez rekabetten bıkmış olsa da padişahlar en az cinleri kadar inatçıymışlar.
Bir gün bir kahin cinlerin kendi alemlerinden iki kadın getireceğini ve bunlarla padişahların evleneceğini rivayet etmiş. O cin kadınlar ile padişahlardan olma çocukların hem insanları hem de cinleri şaşırtacak yetenekleri olacağını da söylemiş. Bunun üzerine padişahlar hemen cinlerine kehanetteki kadınları bulmalarını emretmişler ve cinler yurtlarına gidip padişahlarla evlenmeyi kabul edecek güzel bir cin aramaya başlamışlar. Çok geçmeden her ikisi de birer cin kadını bulmayı başarmış. Hemen padişahların huzuruna getirilmişler. Bir cin kadını topraktan doğma gibi yapraklarla süslüymüş. Teni koyu, gözleri kapkaraymış. Padişaha kendinden bile güzel bir kız çocuğu doğurmuş. Onun adına Şuhar demişler. Diğer cin kadını incecik ipek elbiseler içindeymiş, baştan aşağıya da rengarenk kuş tüyleri ile süslüymüş. saçları altınımsı sarı, gözleri yeşile çalan deniz gibi maviymiş. Padişaha bir oğlan doğurmuş. İsmini de Karal koymuşlar.
Gel zaman git zaman, iki çocuk büyümüşler ve kahinin söylediği gibi herkesi şaşırtmışlar. Şuhar ağladığı zaman yağmur yağıyor, güldüğü zaman güneş açıyormuş. yürüdüğü yerde çiçekler patlayıverirmiş. Karal ise yenilmez bir avcı olmuş, yalın ayak atlarla yarışırmış. Sonra sesi rüzgar oluverirmiş. Kızgınlığı fırtınaları çağırırmış etrafa. İkisi de padişahların gurur kaynağı olmuşlar. O zamanlar şehirler arasındaki münakaşa da bir nebze durulmuş çünkü padişahların ilgileri hepten evlatlarına dönmüş. Bir gün Karal yine avlanmaktayken ve tüm eşlikçilerini çok gerisinde bırakmışken bir ırmağın kenarında şarkı söyleyen bir kız görmüş. Oraya varışı öylesine aniymiş ki kızın sırtını verdiği ağaç bel verip titremiş ama Karal aniden durup öylece donakalmış. Oradaki kız da oğlana bakıp yanakları kızararak hiç görülmemiş bir gülücük atıvermiş. O anda tüm ırmak kıyısı boyunca rengarenk laleler açmış çünkü o kız tabi ki Şuhar’mış. İki genç birbirlerine aşık olmuşlar. El ele tutuşup ırmak boyunca gezinmişler ve etraflarında her şey yeşermiş. Sonraki günlerde de sık sık buluşmuşlar. Karal Şuhar’ı kucağına alıp hızla koşarmış ve o zaman genç kız bir kahkaha atarsa gezdikleri yollar ırmaklara dönüşürmüş. Onlar böyle mesutken birisi tarafından gürülmüşler ve çok geçmeden aşkları iki şehirde de duyulmuş. Padişahlar çocuklarına çok kızmışlar ama bir yandan da korkuyorlarmış ve kesinlikle bir daha görüşmelerini yasaklamışlar. Fakat yinede Şuhar ve Karal görüşmeye devam etmişler. Şuhar’ın babasını bunu duyduğunda öyle kızmış ki kızını odasına kilitlemiş. Şuhar yedi gün ve gece boyunca hiç durmadan ağlamış ve onun bu hüznü gökyüzünden sel olup akmış. Yağmurlar her şeyi mahvederek gece gündüz yağmışlar. İki şehir de sular altında kalmış. Bu yağmurun Şuhar’ın gözyaşları olduğunu bilen Karal dehşete kapılmış ve onun öfkesi fırtına olup şehrin üzerine çullanmış. Evler saman balyaları gibi savrulmuşlar. Karal babasından sevdiğini kaçırmak için izin istemiş ve bu fikir padişahın aklına da yatmış. Fakat tam o sıralarda kızının hüznüne katlanamayan babası Şuhar’ı serbest bırakmış ama yine de Karal’la görüşmesi hala yasakmış. Padişah artık kızının bu arzusuna daha fazla karşı gelmemeye karar verecekken kahin yine ortaya çıkmış ve bu iki gencin bir araya gelmesi halinde şehirlerin yerle bir olacağını kehanet etmiş. Onun gücünü daha önce ispatladığını gördükleri için sözlerine hemen inanmışlar. Padişahlar her ne pahasına olursa olsun Şuhar ve Karal’ın görüşmesini yasaklamışlar. İki genç yinede görüşmüşler çünkü kimse Karal’ı yakalayamazmış ve Şuhar etrafına garip ve vahşi hayvanları topladığı ve onlara şarkı söylediği zamanlarda büyük kaplanlardan korkan herkes kaçışırmış. Onlar buluşmaya devam ettikçe kahinin söylediği gibi felaketler ardı ardına gelmiş. Önce kuraklık tüm tarlaları kurutmuş sonra depremler olmuş. Salgın hastalıklar insanları öldürmüş. Bu duruma daha fazla dayanamayan padişahlar hayatlarında ilk defa bir araya gelip bir plan yapmışlar. Şuhar’a annesi ile birlikte çeyizini hazırlaması için sarayda el işi yapması gerektiğini söylemişler. Sarayın her köşesi için dantel işlemeye başlamışlar. Karal ise babasının düzenlediği büyük bir av partisi için şehirlerin çok uzağındaki vahşi ormanlara çağırılmış. İki genç birbirlerinden uzak kaldıkları sırada padişahların cinleri ve tüm halk bir araya gelip şehirlerin arasına muazzam büyüklükte bir duvar örmüşler. Öyle ki duvarın gölgesi dağları bile saklıyormuş çünkü o duvarda cinlerin kudreti varmış ve onu hiçbir insanın gücü yıkamazmış ama bu cinlerin de sonu olmuş ve bir daha iki şehirde de görülmemişler. Şuhar işini bitirdiğinde ve Karal avdan döndüğünde bu duvarı görüp mahvolmuşlar. Karal bir o yan koşmuş bir bu yana ama bir türlü duvarın sonunu bulamamış ve Şuhar boş yere sevdiğini çağırıp durmuş. Karal duvarın tüm köşelerini araştırmış ve nihayet hiç değilse bir delik bulabilmiş. Orada Şuhar’a seslenmiş ve iki aşık birbirlerini görmeden sohbet edip durmuşlar. Genç kız bazen şarkı söylüyormuş ve genç prens avlarındaki kahramanlıklarını anlatıyormuş. Bu durum şehirlere de huzur getirmiş çünkü aslında iki genç yan yana gelmiyormuş hiç.
Zaman hızla akıp geçmiş. Karal ve Şuhar hallerinden yada duvardan şikayet etmemeye başlamışlar. Artık kimsede onlara karışmıyormuş. Aradan o kadar çok yıl geçmiş ki ihtiyarlamışlar, Şuhar’ın güzelliği uçup gitmiş. Sesi günden güne çatallaşmış ama onu her gün dinleyen Karal’ın kulağında daima canlıymış ve artık eski harika şarkıları hiç hatırlamıyormuş. İhtiyarladığı için artık ava çıkmayan Karal da daima özlemle andığı o eski kahramanlıklarını anlatır dururmuş ama bu Şuhar’ın umurunda değilmiş, onun gözünde sevdiği daima genç ve rüzgar gibi dinçmiş, tıpkı Karal’ın Şuhar’ı şarkılarında dinlediği gibi genç ve parlak hayal ettiği gibi. Aradan geçen zamanla Karal’ın babası ölmüş ve artık iyice yaşlanan Karal padişah olmuş. Bunun üzerine ilk işi onları ayıran kehanetin sahibi kahini huzuruna çağırmış ve sevdiği ile nasıl kavuşabileceğini sormuş. Kahin duvarın üzerinden geçen bir köprü yapmasını ama bu köprünün çok dayanıklı olmayacağını çünkü çok yüksek olması gerektiğini de söylemiş. Bu yüzden köprü yapılır yapılmaz karşıya geçmesi gerekiyormuş. O sırada diğer şehrin sultanı olan Şuhar da bu fikri uygun bulmuş ve iki halk duvarın üzerinden geçen bir köprü inşa etmeye başlamışlar. Halklar da memnunmuş çünkü duvardan önce durmadan didişseler de aslında ürettiklerini birbirlerine satıp yeni malları birbirlerinden aldıkları için duvar onların hayatlarına da kılıç gibi bir darbe olmuş. Yedi yılın ardından on bin basamaklı köprü tamamlanmış ve Şuhar ile Karal karşılıklı tırmanmaya başlamışlar, arkalarından da halkları geliyormuş. Hem basamakların çok olmasından hem de artık ihtiyar oldukları için dokuz gün sürmüş en tepeye tırmanmaları ve nihayet zirvedeki düzlüğe varmışlar. İki ihtiyar karşılıklı durup yürümüşler ve birbirlerini tanımadan geçip arkalarından gelen kalabalık içinde sevgililerini aramışlar çünkü onlar uzun yılların yavaş tesirini fark etmeseler de birbirlerini hiç görmedikleri için tanıyamaz hale gelmişler. Sonra bir kargaşa olmuş, herkes diğer tarafa geçmeye çalışıyormuş. Aşıklar dokuz gün daha merdivenlerden inmek için harcamışlar çünkü her ikisi de sevdiğini sarayında bulabileceğini düşünüyormuş ve onlar son basamaktan ayaklarını çektiklerinde köprü yıkılmış. İki aşık, iki yanlış taraf ve bir duvar, geriye kalan tek şey bunlarmış.
‘’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder