Düz Yazı

BlogDergisi

*Bir arkadaşım var, moleküler biyoloji okuyor, ya da adı biraz farklı olabilir okuduğu bölümün ama işte içinde DNAlar RNAlar falan var. Şimdi benim de bir projem var da bir yandan da çok saçma geldiği için üşeniyorum uğraşmaya. Belki diyorum bu DNA ile uğraşan zat-ı muhteremlerden biri bu projeyi alır, geliştirir de Nobel’e kadar gider. Efendim beni son zamanlarda çok sivrisinek sokuyor, çok mu tatlıyım neyim bilmiyorum sivrisinekler başımdan ayrılmıyor. İşte ben böyle çok mu tatlıyım neyim diye düşünürken bir den başımın üstünde çizgi filmlerde olduğu gibi bir ampul yandı. Meğer annem odama girmiş yine o yakmış lambayı. Neyse işte aklıma gelen fikir şudur ki madem ben çok tatlı olduğum için sivrisinekler beni ısırıyor o halde odada benden daha tatlı bir şeyler bulunsun ki sivrisinekler beni değil onu ısırsın. Şimdi Bu DNA’cı arkadaşım farelerin genleriyle mi oynar, içine kelaynak kuşunun Kalıtlarından mı ekler bilmiyorum ama şöyle sevimli ve tüysüz bir ev hayvanı yetiştirsinler laboratuarlarında, sivrisinekler onların kanına bayılsın; öyle yapsınlar işte DNA şeysini. Bu sayede tüm sinekler bu gariban hayvana dadanmışken biraz rahat edelim. Şimdi bu hayvanın tipini de düzgün yapmaları gerekiyor ki evde bulundurabilelim değil mi. Şöyle bir tavşan boyunda, koca gözlü, otçul bir şey olabilir. Bir batımda on-on iki tane de doğurabilsin ki sıkıntısını çekmeyelim, sona kara borsaya düşer maazallah. Evet, aslında şimdi yazdıklarımı okuyunca ben de fark ettim ki baya saçma bir projeymiş.
*Bu saçma projeler hep vardır ama birilerinin kafasında. Farz-ı misal ben lisedeyken bir arkadaşım ışınlanmayı bulduğundan bahsedip dururdu. Söyle bakalım nasıl ışınlayacaksın milleti diye sorduk nihayet adamın açıklaması şöyle oldu; İşte insanın atomlarını birbirinden ayıran bir cihaz yapacaklar, sonra o atomlar kablodan ışık hızıyla gidecek, başka bir yerde de atomları yeniden bir araya getirecekler. Vay anasını! Adam teorisini bulmuş, geri kalan işler de Endüstri mühendisliğine kalıyor herhalde.  Yalnız o kadar bilimkurguya rağmen ışık hızında hareket eden atomlar hala kablo içinde gidiyor. Yıl olsa 2150 biz hala şu kablolardan kurtulamayacağız galiba.
*Bir filmi sinemada izlemenin en keyifli yanı bilet parası vermeden izlemektir. Bizim dergimizin muhterem genel yayın dolma kalemi Yasin Yüksel, ki ben ona Patron diyorum. Bir gün aradı beni.  Dedi sana bir işim var, iş dediği de bir filmin ön gösterimine gitmekmiş, sevinçten koştum neredeyse zira uzun zamandır beklediğim bir filmdi. Ön gösterimler ne güzel, hem herkesten önce hem para vermeden izliyorsun hem de öncesindeki ikramları var. Zaten oraya gelen tiplerin çoğu yarı sosyeteydi ve hiçbiri başka zaman olsa bu ekşın filmine gitmezdi ama ne yaparsın ikramın gözü kör olsun.
‘’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder