Bir Ders Günü

Sınıfın daha ilk dakikalardaki haline bakarak ders ve öğretmek hakkında birşeyler söylemek çok kolay. Eğer ders ço zor değilse öğrencilerin sıralara dağılımı gelişi güzel olur, sohbetleri de ders boyunca bitmez. Öte yandan öğretmenlerin duruşları da çok mühim, zira bazı öğretmenler vardır ki sınıfın içini doldururlar adeta. Öğrencilerin dersi kaynatma uğraşlarını bile yönetirler. Öte yandan çok garip öğretmenler de vardır ki sanki derslerinin her anında benim burada ne işim var der gibidirler. Ben lisedeyken sanki bunların her çeşidini de gördüm. Bir tane fizik öğretmeni vardı, adeta ev hanımı. Sadece duruşuyla değil, konuşmasıyla tavrıyla da sanki hala evde gün düzenliyor. Her an masanın altından bir kalıp çıkarıp kek çırpacak. Bazısı da vardı, hademe gibi. Mesleği hakir görmek gibi bir amacım yok ama öğretmen ile hademenin işlerini icra ederken takındıkları tavır farklıdır. O işini boşlamış, öğrencilerini umursamayan hocanın dersinde olmadık şeyler yaptık tabi sınıfça. Bazı hocalar da vardı ki korkunç, öylesi de en beteri herhalde. Bir tane geometri hocam vardı, iki metre boyunda. Kara Kule diyordum adama, ayakkabıları bebek mezarı gibiydi. Her an bir öğrenci tutup tokatlayacak gibi bir halet-i ruhiyesi vardı yeminle. Fakat benim gibi eli kalem tutan ya da aslında o kadar bile çizmekle uğraşmayıp sadece karalama yapan öğrenciler için dersin sıkıcı olup olmadığını analamk çok kolay. Eğer defterinde şöyle şeyler varsa, o öğretmen sınavı geçememiş demektir.
‘’

1 yorum: