Tanışma


 Soğuk bir şubat akşamı bir delikanlı Tarsa Üniversitesi’nin Kalapaşa yerleşkesindeki uzun yokuştan inmekteydi. İnşaat ile ilgili bir bölümde okuyordu ve yedinci öğretim öğrencisi olduğu için dersleri çok geç saatte bitiyordu. Sırtında beş senedir giydiği koyu yeşil ceketi vardı. Yokuş hafifçe köşeyi dönünce sert bir rüzgâr esip delikanlının yüzüne çarptı. Ceketinin yakalarını kaldırmaktan başka bir şey yapamıyordu delikanlı ama yeterli değildi, hala üşüyordu. Bu delikanlının adı Çorcu’ydu. Anadolu’nun doğusundan,  üniversite okumak için babasının tarladan ve büyük baş hayvanlardan kazandığı paralarla gelmişti. Vızır vızır geçen arabaların arasından hızlı adımlarla koşup okulun kapısının önünden geçen caddeyi aştı.  Artık kimsenin kalmadığı teleferiğe binmek için akbilini basıp perona girdi. Ceketinin yakasını indirip, içindeki gömleği düzelti. Kundurasının uçlarını pantolonuna sürerek parlatmaya çalıştı. Aslında bu saatte aniden görüntüsüne bu denli ehemmiyet göstermesi ilk bakışta garipti. Fakat Çorcu o saate teleferiğin durağında kendisinden başka kimin olabileceğini çok iyi biliyordu. Peronun biraz ilerisinde ayakta bekliyordu o aklındaki kişi.
Sarı saçları turuncu beresinin altından taşmış, kırmızı paltosuna sıkı sıkıya sarının zayıf bir kızdı Çorcu’nun gözlerini ayırmadan seyrettiği. Gözlerinin etrafını ne kadar siyahsa ortası o kadar yeşildi kızın, çiçek desenli muz çorap giymiş, ayaklarına da pembe babetler geçirmişti.  O rengârenk haliyle, incecik dudaklarıyla Japon çizgi filmlerinden çıkıp gelmişti sanki. Çorcu kızı dikkatle izliyordu ama kızın onun varlığından bile haberi yoktu. Peronun durduğu yerden görülebilen Kalapaşa yokuşunu seyrediyordu kız, biryandan da sanki bir şeyler mırıldanıyor gibiydi.
Ne yapmalıyım şimdi diye düşündü Çorcu. Kızı çok uzun zamandır izliyordu. Bir şeyler söylemek istiyordu, bir sohbet açmak istiyordu ama bir türlü nasıl yapacağını bilemiyordu. Konuşkan biri değildi, insanlar arasında hiç dikkat çekmeyen, arkadaş gruplarında kendini daima yedeklerden sayan birisiydi. Fakat bu defa bir şeyler yapmak istiyordu. Sürekli kendine yakıştırdığı diğerlerinin hayatında soluk bir iz olmaktan kurtulmak, geride kalması gerektiğini söyleyen iç sesine karşı çıkabilmek istiyordu.  Yavaş adımlarla kızın biraz daha yakınına gidip tam da abur cubur otomatının dibinde durdu. Fakat hala, kızın umurunda bile değildi. Kız sadece uzaklara bakıyor, bir şeyler mırıldanıyordu. Oysa Çorcu’nun kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu, sürekli tam bir şeyler söyleyecek gibi oluyor ama bir an sonra da derin bir nefes verip susmaya devam ediyordu. Sanki anların birbirini izleyişleri yavaşlamıştı ve nihayet Çorcu tüm cesaretini ve nefesini toplayıp merhaba diyebildi. Bir saniye bekledi, beş saniye bekledi. Saniyeler hızla akıp geçti ama kızın umurunda bile değildi. Duymadı mı acaba diye düşündü delikanlı, tekrar merhaba dedi. Kız hala uzaklara bakıyordu. Artık bir daha söylemeye hacet yoktu. Çorcu saniyeler önce duyduğu o ümitli heyecanın, kendisini aşma konusunda gösterdiği cesaretin tam zıttı duygulara kapılıverdi. Sanki kazanmayı beklerken bir anda elindeki tüm parayı kumarda kaybetmiş gibi yılgınlığa kapılmıştı. Gerisindeki gölgeler içinde capcanlı renklerle göze batan kızın şeklini görmemek için arkasını döndü. Tam da o sırada kız birkaç adım yaklaştı Çorcu’ya çünkü cebindeki birkaç bozuk parayı abur cubur otomatında harcamaya karar vermişti. Paraları atıp düğmelere bastı ve bir çikolata raftan alttaki bölmeye düştü. Kız tam çikolatasını almak için eğildiğinde teleferiğin yaklaşmasıyla peron güçlü bir uğultuyla doldu. Çorcu kızın şimdi çok daha yakınında olduğunu bilmezken aklında öyle çok şey geçirmişti ki ama yine de aklından kızın kendisi ile konuşmak istemediği fikrini uzak tutmaya çalışıyordu. Teleferiğin ardı ardına dizilmiş kabinleri durduğunda kız hala otomatın başında eğilmiş uğraşıyordu çünkü çikolatası alete sıkışmıştı. O anda Çorcu hiç olmazsa kız ile aynı kabine binmesi gerektiği düşüncesiyle aniden arkasına dönüp koştu ama sandığı gibi kız biraz ileride değil tam dibinde iki büklüm duruyordu ve hiç de uygun düşmeyen bir şekilde çarpıştılar, ikisi de yere yuvarlandı ve Çorcu kızın üzerine kapaklandı. Tam da bu anda teleferiğin kapıları açıldı ve içerideki geç saatte seyahat etmesi gereken birkaç kişi onları bu şekilde gördü. Kalk be üstümden diye bağırdı kız çünkü Çorcu hala, kızın üzerinde durmuş yüzünü seyrediyordu. Birden aklı başına gelmiş gibi ayağa kalktı, bir yandan da defalarca özür diliyordu. Kız da doğrulup hevypop dinlediği mp3 çalarının kulaklığını çıkardı. Daha onlar birbirlerine bakarken teleferiğin kapıları kapanıverdi. Tekrar o sert uğultu peronu doldurduğunda kızın o yeşil gözlerinden kıvılcımlar çıkıyordu sanki, kaşlarını çatmış dik dik Çorcu’ya bakıyordu. Merhaba diyebildi delikanlı nihayet kızın duyabileceği bir anda, adım Çorcu.
 İkisi böyle tanıştılar işte. Çorcu çok farklı şeyler hayal etmişti hâlbuki, çoğu romantik anlardı ama daha komik şekiller de tanışmayı tasavvur etmişti. Yinede bu şekilde bir karşılaşmayı o bile kendine yakıştırabilmiş değildi. Kızın bir şeyler söylemesini bekleyerek ümitle yüzüne baktı. En azından ismini duymak istiyordu. Fakat o senin yüzünden teleferiği kaçırdım diye çıkıştı burnundan soluyarak. Özür dilerim diye mırıldandı Çorcu çoğu zaman yaptığı gibi karşısındakinin bile duyamadığı bir sesle. Teleferiği o da kaçırmıştı, aklından ilk geçen şey bu oldu ama söylemeye cesaret edemedi. Hem o bu durumdan memnundu da, bunun anlamı bir on beş dakika daha peronda yan yana olacaklardı. Fakat sizinle hiçbir şey konuşmak istemeyen biriyle yan yana yüzyıl geçirseniz neye yarar. Çorcu yine uzaklara bakmakta olan kızın artık ondan hoşlanma ihtimali kalmadığını düşünerek tam bir yılgınlığa düştü ve bu düşünceler karnını acıktırdı. Başı da dönmeye başladı. Öğleden beri hiçbir şey yemediğini fark etti, şekeri düşmüş olmalıydı. Ceketinin iç cebine uzanıp bozuk parası olup olmadığına baktı, vardı. Abur cubur otomatına atıp çikolatayı seçti ve o da nesi iki çikolata düştü aletin altındaki bölmeye. Tam uzanıp almıştı ki çikolataları arkasından hiç de ummadığı bir ses duydu. Hey o benim dedi kız omzunun üzerinden uzanarak, sarı saçları Çorcu’nun yüzüne değiyordu.  Delikanlı bir şey söyleyemeden çikolatanın tekini uzaktı. O zaman kız aniden insafa gelmiş gibi yüzündeki o gaddar ifadeyi silip acımayla karışık ilgili bir bakış attı delikanlıya. Teşekkürler, dedi, İsmim Kukuk. Çorcu bu ani gelişme karşısında öyle şaşırmıştı ki önce bir şey söyleyemedi, kızın zayıf yüzüne uzun uzun baktı. Memnun oldum diyebildi sonra. Sen de mi Tarsa’da okuyorsun diye sordu ki bu aptalca bir soruydu. Okulun öğrencilerinden başka kimse bu saatte orada olmazdı. Evet, fizik ile ilgili bir şey okuyorum diye yanıtladı kız hafif alaycı bir tebessümle. Sonra da dönüp otomatın yanındaki banka oturdu, Çorcu da tıpış tıpış peşinden gidip yanına oturdu. Hiç konuşmadan adeta sözleşmişler gibi yan yana oturup çikolatalarını yediler. Sonra kız bir şey söyledi, delikanlı sıkılgan tavırlarla cevap verdi, sonra kız tekarar bir şey söyledi ve öyle çok konuştular ki Çorcu daha sonra o geceyi hatırladığında kendine inanamayacaktı. Gerçi çoğunlukla konuşan Kukuk’tu ve her şeyden bahsediyordu. Fikirleri hızla yer değiştiriyor, sohbetleri bazen Çorcu’nun takip edemediği kadar çabuk konudan konuya atlıyordu. Teleferik geldi ve birlikte üç durak gittiler. Yol boyunca da konuşup durdular. Çorcu eve varabildiği o bitkin vakitte beş yıllık üniversite hayatında ilk defa bir kızdan tekrar buluşma sözü alarak ayrılmıştı.
‘’

4 yorum:

  1. Eee sonuç. Sevişmicekler mi xD

    YanıtlaSil
  2. Cok super bir yazi tebrikler !

    YanıtlaSil