Adeta blog yazıyorum

Dergilere götürdüğüm karikatürler yayınlanmazsa (genelde yayınlanmıyor) bu blogda paylaşıyorum. Amma ve lakin dergilerde yayınlanacak karikatürler pek belli olmuoyor. Mesela bir çarşamba üç karikatürü beğenip alırsa ancak diğer haftanın perşembesinde belki biri yayınlanıyor. Yani ben hiç bilemiyorum hangisi olacak bu! Çizdikten iki hafta sonra falan ancak emin olabiliyorum ve bloguma koyuyorum işlerimi. Şimdi geçen hafta Uykusuz'a gittim, amatör günü iptal olmuş dediler. Çizdiklerimi (altı karikatür) bırakıp geldim. Yani hiçbirini bloguma koymamam gerekiyordu. Dün de dergiye beş karikatürle gittim. Genelde amatörlere bakan Oky yoktu. Kim vardı? Otisabi'nin çizeri Yılmaz Aslantürk. Bilmeyenler için söyleyeyim, bu kişi Otisabi köşesinde hayatını anlatmıyor, öyle bir hayat yok zaten. Adam bildiğin göbekli, orta yaşlı biri ama ağzındaki purosuyla da gayet karizmatk. (bu güne kadar gerçekten puro içen bir tanıdığım olmamıştı hiç) Şimdi zat-ı muhterem karikatürlere baktı ve milleti kırdı geçirdi. Kimsenin işini beğenmedi. Biz de masasının etrafına toplanmış dinliyoruz bir şeyler kapalım diye. Eleştrileri hem haklı hem de güzel aslında, çizerlikle uğraşanların dinlemek isteyeceği cinsten ama bir yandan da insanın içi burulmadan edemiyor. Birinin çizdiği orospuya bakıyor mesela, "kim s*ker lan bunu" diyor, "biraz daha orospu gibi çiz diyor" başka birininkine bakıyor, "şu adamın elindeki ny, telefon mu? böyle telefon mu var be? Yeni bi model mi uydurdun" diyor. Millet de başını sallayıp geçiyordu. Nihayet sıra bana geldi, baktı işlerime bir sürü hata buldu ki bunların en rezili de bir çocuğun eline altı parmak çizmemdi. En son hiç birini almadan gönderdi beni. Bu gün de dergiyi aldım, baktım Gelen Kutusu köşesi yok. E böyle olunca geçen hafta bıraktığım karkatürler de heba oldu. İyisi mi ben elimde bu kadar iş birikmişken bir de Penguen'e gideyim diyorum. Bakalım oradan ne diyecekler.
‘’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder