Zelzele

 Yerde oturuyordum o sırada. Sanki plastik bir zemindeymişim de birisi alttan vuruyormuş gibi hafifçe sallandı bina. Evdeki herkes bir anda elindeki işi bırakıverdi. Deprem insanın en çaresiz anı herhalde. O çaresiz anda ne kadar aklıselim kalmaya çalışsam da ellerimin titremesine engel olamadım. Belki de 99 depreminde hem küçük denecek hem de gayet iyi hatırlayabileceğim bir yaşta olduğumdandır. O zaman uykudan savrulurcasına uyanmıştım, evin ortasına ayakta duramayıp henüz taze olan ilkokul kafamla masanın altına girmeye çalışmıştım. Bu öneriler ne kadar akıl karıdır bilmiyorum, bina yıkılacak olsa masanın altında olmak beni çok da tatmin etmez herhâlde.  Yine de insan ezberlemiş gibi, adeta bir refleks olarak bazı şeyleri yapıyor. Masanın altına girin tavsiyesi hiç olmazsa yine iyi ben “deprem olursa sakin olun” diyen adam gördüm. Sakin olmak arzu dâhilinde gerçekleştirilen bir şey mi oldu yoksa yeni yasalarla falan. Deprem olursa ben tutamam yine sakinliğimi kaçırabilirim valla, kaçırdım da zaten. Neden bilmiyorum gülmek isteği geldi bu depremin küçük hissinden sonra bana. Belki kendi kendimi korkmamaya ikna etmeye çalışıyorumdur. Bakın nasıl bir kişilikse bu artık kendi arkasından iş çeviriyor. Tabi annem kızar diye gülemedim, konuşamadım. Annem Depremin kendisi kadar sohbetinden de korkuyor, e tabi bir yerde haklı. Fakat deprem olsa ne yaparız gibi gayet Comment alabilecek bir konu açmak isteğime bile sert çıkışlar yapabiliyor. Daha ben “dep” demeden o “Sus, Allah korusun” diyor. Allah korusun da, kul akıllanmadan rap korur mu be annem. Kütahya’ya ve hissedip korkan herkese geçmiş olsun.
‘’

1 yorum: