İlk Yarım Saat

Geçen öğretim dönemi içerisinde artık altıncı senesini okumaya doğru gittiğim okulumdaki dostlarım ile bir mizah dergisi çıkarmaya meyletmiştik. Evet efendim iki sayıyı da gayet güzel çıkarmıştık. Orada çizdiklerimin yanında yazılarımı da paylaşıyordum insanlarla, çok güzel oluyordu. Bu köşenin adını da "İlk Yarım Saat" koymuştum zira sınavlardan ilk yarım saatte çıkmak yasaktı, işte o iki sayıdan ilkinin İlk Yarım Saat'i.


*Okulunu uzatmayan öğrenci, yirmisinde askere gidip gelince hemen evlenen ve hiç durmadan üç çocuk yapan adam gibi, bu kadar sıkıcı olmamak lazım.
Öğrencilik yaşanılası bir şey, hem de uzun uzun yaşamak gerek. Yoksa ne olacak; mezun olup iş bulacak ve çalışacak mısın? Daha iki gün önce öğrenci evinin keşmekeşinde şişe çevirmece oynayıp danalar gibi böğürmüyor muydun? Nasıl olacak bu kadar ciddiyet bir anda? Yine de uzatmaları oynayan öğrencinin vurdumduymaz hali her şeyden korkunç olabilir.
*Davutpaşa’da üniversite öğrencisinin klasikleşmiş çimenlerde oturma eylemi tam olmuyor sanki. Davutpaşa’da daha çok içip de otoban kenarındaki çimenlere sızmış adamlar gibi yayılıyoruz otlaklara.
*En fenası da İnşaat Fakültesi’nin inşaatının çok kötü olması. Gereksiz olduğu için sürekli kilitli duran kapıları ve yamuk yumuk zemininin su birikintileri ile geçilmez olması İnşaat işlerini öğreten bir müessese ile ne büyük çelişkidir. Gerçi bu biraz da elektrik fakültesinin elektriklerini kendi üretmesini beklemek gibi bir şey mi acaba?
*Yemekhane güzel de yemeklerini beğenmiyorum diyen öğrenci gördüm. İyi de yemekhanenin varlık amacı yemekler, onları da çıkarınca bir şey kalmıyor ki geriye. En iyisi sen kafelerde aynı yemeğin afili tabakta gelenine beş katı fazla para vermeye devam et.
‘’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder